Türkiye’nin ihracat sektörü Haziran 2026’da olağanüstü oynak bir ekonomik zeminde yol almaya çalışırken, yurtiçi ticaret finansmanında ortaya çıkan kritik bir tıkanma bölgenin rekabet gücünü tehdit eder hale geldi. Artan üretim maliyetleri ve döviz kurları üzerindeki kalıcı baskı üreticileri zorlamayı sürdürürken, ihracatçılar şimdi likidite için başlıca can simitlerinin idari tıkanıklık nedeniyle ciddi biçimde kısıtlandığını görüyor. Geleneksel olarak finansal stres dönemlerinde yüksek ticari faiz oranlarına karşı önemli bir tampon olarak görülen TL reeskont/iskonto imkânı, eşi görülmemiş gecikmeler ve teminat şartlarındaki yapısal katılıkla tanımlanan büyüyen bir krizin odağına yerleşmiş durumda.
Standart ticari kredi limitlerine kıyasla belirgin biçimde daha düşük finansman maliyeti sunmasıyla uzun süredir değer gören Türk lirası iskonto mekanizması, ihracatçıların gelecekteki alacakları karşılığında etkin biçimde sermayeye erişmesine imkân tanıyor. Ne var ki piyasa aktörleri, genel likidite koşullarının sıkılaştığı bir ortamda daha fazla oyuncunun bu daha ucuz fonlama kanalına yönelmesiyle, günlük tahsislerin açıklanmasını izleyen saatler içinde imkânın neredeyse tamamen buharlaştığını söylüyor. Bir zamanlar genellikle otuz gün içinde kullandırıma imkân veren akıcı süreç dramatik şekilde tıkandı. Sektör kaynakları, bugün yapılan başvuruların fiilen yıl sonuna sarkan bekleme listelerine itildiğini; fon serbest bırakılmasının ancak o tarihlerde mümkün olabildiğini belirtiyor. Anında erişimden gecikmeli tahsise geçiş, kesintisiz üretim ve teslimat takvimlerini sürdürebilmek için gerekli işletme sermayesi döngülerinde ciddi bir kırılma anlamına geliyor.
Bu likidite sıkışıklığının boyutu, günlük 4,5 milyar TL olarak belirlenen operasyonel limitlerle gözler önüne seriliyor; isim verilmemesi kaydıyla konuşan bankacılık kaynaklarına göre bu limit her işlem gününün açılışında anında tükeniyor. Kıtlığa karşı ihracatçılar, iskonto mekanizması kapsamındaki toplam üst limitin derhal artırılması çağrısında bulunuyor. Dile getirilen temel şikâyet yalnızca hacim değil, erişimin zamanlaması: Zamanında finansman olmayınca, enflasyon baskıları ve kur oynaklığı nedeniyle üretim giderlerinin zirve yaptığı anda nakit akışı geriliyor. Sonuç olarak ihracat rekabetçiliği, dışarıda fiyatlama gücünün aşınmasına içerde fon bulunamamasının yarattığı kapasite kısıtlarının eklenmesiyle çift yönlü bir tehditle karşı karşıya kalıyor.
Mevcudiyetin niceliksel sınırlarının ötesinde ihracatçılar, sistemi rahatlatmak yerine yükü artırdığı düşünülen niteliksel bir kusura da dikkat çekiyor. Başlıca itiraz, bu imkânlara bağlı aşırı teminatlandırma gerekliliklerinde yoğunlaşıyor. İhracatçılar, krediyi güvenceye almak için istenen varlıkların yetersiz kaldığını ya da bankacılık prosedürleriyle fazlasıyla bloke edildiğini; şirketleri bilançolarını daha da zorlayan aşırı teminatlı pozisyonlara ittiğini belirterek kendilerini “çifte kıskaç”ta tanımlıyor. Bu yapının borçlanma maliyetini dolaylı yoldan artırdığı, operasyonel iyileştirmeleri veya stok alımlarını finanse edebilecek sermayeyi de kilitlediği düşünülüyor. Bu nedenle, özellikle bu kredi çerçevesinde teminat mektupları ve garantilerin nasıl işlediğine yönelik kapsamlı bir revizyon talebi net biçimde dile getiriliyor.
Aciliyetin nedeni, ticaret performansını etkileyen daha geniş makroekonomik göstergeler. Enflasyonist dinamikler üretim maliyetlerini yukarı iterken, firmaların marjlarını koruyabilmesi için öngörülebilir ve erişilebilir işletme sermayesine ihtiyacı var. İskonto faizi idari kuyruklar yüzünden fiilen erişilemez hale geldiğinde, şirketler daha elverişsiz koşullarla alternatif finansmana yönelmek ya da tedarikçilere kritik ödemeleri ertelemek zorunda kalıyor. Bu da ihracatçıların siparişleri azaltması veya operasyonlarını küçültmesiyle sonuçlanabilecek bir döngü riskini büyütüyor; dış talebin teorik olarak yüksek olduğu bir dönemde yerel kapasite bunu etkin biçimde karşılayamıyor ve Türkiye’nin ihracat hacmi potansiyeli zayıflıyor.
Uzmanlar, esneklikten yoksun katı teminat sistemlerine mevcut bağımlılığın, bankaların riskten kaçınma refleksini ulusal ticareti teşvik hedefleriyle karşı karşıya getirdiğini söylüyor. Teminat mektubu sistematiğinin değiştirilmesi çağrısı, ihracatçıların genel kurumsal kredi mantığıyla tasarlanan ve yüksek hızlı ihracat döngülerine uymayan sıkı güvence kontrollerine tabi tutulmak yerine, süreçleri hızlandırılmış, güvenilir ortaklar olarak görülmesi gerektiğine işaret ediyor. Bu yapısal talepler görmezden gelinirse, daha akışkan finansal ortamlarda likiditeyi katı teminat yapılarına üstün tutan rakiplerin faaliyet gösterdiği uluslararası pazarlarda sektörün zemin kaybetme riski artacak.
Son tahlilde bu çıkmazın çözümü, politika yapıcılar ile bankacılık düzenleyicileri arasında kapasite tavanlarını ayarlayacak ve teminat protokollerini hızla reforme edecek koordineli bir yaklaşım gerektiriyor. Günlük kotaların açıklanır açıklanmaz ne kadar hızlı tükendiği düşünüldüğünde, düzeltici adım için pencere dar. Kuyruk sistemi kriz öncesi otuz günlük döngülere benzeyen operasyonel normlara dönene kadar, ihracatçılar finansal planlama kabiliyetlerinde süregelen bir istikrarsızlıkla karşı karşıya kalacak. Şimdilik “çifte kıskaç” Türkiye’nin ihracat ekonomisini tanımlayan temel özellik olmayı sürdürüyor: Dış pazarlardaki baskılarla boğuşurken, aynı anda sürdürülebilir büyüme için gereken hacim ve hıza yetişemeyen iç finansal mekanizmalar tarafından kısıtlanmak.